0 (222) 231 8986 | guvenkuyumcusu@guvenkuyumcusu.com

MultiPurpose


GENİŞ BİR ALTIN ANALİZİ 14.08.2012

GENİŞ BİR ALTIN ANALİZİ 14.08.2012

"Ekonomilerde değiş-tokuş yapılan tüm ürünler gibi altının da piyasada kıyas gördüğü bir değeri bulunuyor. Bununla birlikte altını diğer ürün ve emtialardan ayıran önemli bir özelliği kıyas gördüğü fiyatın klasik arz talep miktarları yanı sıra değer-koruma (“store of value”) özelliğiyle belirlenebilmesi. Altının arz ve talep dinamikleri ile ilgili olarak bazı öne çıkan başlıkları göz önüne alabiliriz: Arz: Nadir bulunan ama daha önemlisi zor şartlarda yer altından çıkarılabilen bir maden olması nedeniyle geçmişten günümüze altın değerli olmuştur. Tarih boyunca çıkarılan altın miktarının üç olimpik yüzme havuzu hacminde olduğu tahmin edilmektedir. Talep: Altın, takı olarak kullanımının yanı sıra Merkez Bankaları ve bankalar tarafından talep edilmektedir. Endüstrideki kullanımı ise piyasa fiyatını etkileyemeyecek kadar sınırlıdır. Altın fiyatının oluşumu ile ilgili bu tespitlerin ardından, bizim ilgi alanımıza giren finansal piyasalardaki fiyatın oluşumunu etkileyen faktörler ve altın fiyatının içinde bulunduğu trendlerle ilgili dinamikleri inceleyebiliriz. Bunun için altın fiyatlarını “Lehman-öncesi” ve “Lehman-sonrası” diyerek iki farklı süreçte ortaya çıkan farklı ekonomik ve finansal koşulları göz önüne alarak değerlendirmeliyiz. Lehman öncesi altın fiyatlarının seyrini incelediğimizde ons altının boğa piyasasında olduğunu ve 1999 yılında gördüğü dip seviye 252 Dolar’dan önce 1,000 Dolar’a, ardından da 1,900 Dolar’a kadar çıktığını görüyoruz. Boğa piyasası dinamiklerini parametrelerle incelediğimizde karşılaştıklarımız : 1. 1990’lı yıllarda “goldilocks” olarak adlandırılan ne enflasyon yaratacak kadar sıcak ne de durgunluğa girecek kadar soğuk olan Greenspan dönemi faizin düşük seviyelerde tutulmaya devam edilmesi ile altın fiyatlarına olumlu etki etmesi ? Düşük fırsat maliyeti (“opportunity cost”) 2. Her gelen ABD Hazine yetkilisi “Biz güçlü Dolar politikası izliyoruz” söylemiyle ortaya çıksa da “Ucuz Dolar” politikası ile yatırımcıların paralarının değerini koruyabilmek için seçtikleri enstrümanlardan birisinin Altın olması ? Değer koruma aracı (“store of value”) 3. 2000’li yıllarda gelişen finans mühendisliği (“financial engineering”) araçları neticesinde para oluşturma kabiliyetinin Merkez Bankaları’ndan özel sektöre geçmesi sonucu ortaya çıkan likidite bolluğu. Bu gelişime paralel olarak kurularak borsalara kote edilebilen altın fonlarının (“ETF: Exchange Traded Fund”) kuruluşu. ETF’ler ile alım satımın kolaylaşarak, finansal piyasa aktörlerinin altın ile daha kolay işlem yapılabilmesinin altın talebini ve fiyatlarını artırdığını düşünüyoruz. Grafiği incelediğimizde 2004 yılında işlem görmeye başlayan Altın ETF’ini S&P500 endeksine göre değerlenen SPY (S&P500’ün ETF Fonu) ile karşılaştırdığımızda, altın ETF’inin SPY’a göre ne derece hızla büyüdüğünü ve iki fonun gelişimlerini kıyaslayabiliyoruz. Altının Lehman sonrası dinamiklerini incelediğimizde ise daha farklı bir tablo ile karşılaşıyoruz. De-leveraging dediğimiz özel sektörün borç oranlarını azaltması prosesi içinde Merkez Bankalarının aynı dönemde para oluşturma kapasitesini domine etmeye başladıklarını görüyoruz. Ek olarak ortaya çıkan siyasi belirsizliklerin özellikle Euro Bölgesi’nin geleceğine ilişkin endişelerle birlikte yatırımcıların paralarını koruyabilecekleri “güvenli liman” arayışı ortaya çıkıyor. Lehman sonrası dinamikleri beş ana başlıkta toparlayabiliyoruz: - Düşük Faiz - Bol Likidite - Güçlü Dolar - Düşük Enflasyon - Siyasi Belirsizlikler Düşük faiz ortamı altın fiyatlarını destekleyen bir unsur. Merkez bankalarının ekonomileri canlandırabilmek amacıyla faizleri “0” bandına kadar çekmesiyle (Bernanke’nin kullandığı söz “sıfır faiz” politikası) devlet tahvilleri ciddi şekilde değer kazanarak getirileri tarihi düşük seviyelere geriledi. Örneğin bugünkü %1.4 seviyesi ile ABD devlet tahvilleri 1800’lü yıllardan beri kayıtlardaki en düşük seviyede işlem görüyor. Buna ek olarak enflasyonu da göz önüne alarak yaptığımız hesapta reel faizin negatif seviyelerde oluştuğunu görüyoruz. Bu da yatırımcıların portföyde değer korumak için Altın gibi değer koruma (“store-of-value”) özelliğine sahip olan enstrümanlara olan talebini artırıyor. Gelir düzeyi el veren bireylerin açık artırmalarda altının yanı sıra farklı kıymetli taşlara ve mücevherlere de ilgi gösterdiğini takip ediyoruz. Ekonomilerdeki büyüme trendinin aşağı inmesi altın harici emtia fiyatlarını olumsuz etkileyen bir faktör. Talebin kısılması ile üreticilerin atıl kapasitesi ve envanteri birikiyor. Bunun sonucu olarak üretim için hammadde talebi azalıyor ve emtia endekslerinde gerileme gözlemleniyor. Düşen enflasyon neticesinde reel faizler yükselmiş oluyor. Negatif olsa dahi yükselen reel faiz ister istemez altın fiyatlarında düzeltmelere neden oluyor. Bunun için düşük seviyelerde seyreden enflasyon altın fiyatlarını destekleyici bir unsur değil. Bu nedenle ABD’de bu ay gözlemlediğimiz işlenmemiş gıda fiyatlarındaki yükselişler, Çin’de ekonominin müdahaleler ile canlandırılması, enerji emtia endekslerindeki yukarı yönlü hareketler altın fiyatlarına yansıyacak derecede önemli gelişmeler. Lehman sonrası dönemin önemli parametresi genişlemeci para politikaları nedeniyle oluşan bol likidite ortamıdır. FED’in üst üste uyguladığı parasal genişleme programları (“QE”) mevcut Dolar arzını artırdığı için enflasyonist sonuçlara yol açması beklenmekteydi. Ancak bu beklentiler gerçekleşmedi. Değişen ekonomik şartlarda geleceğe dönük olarak artan para arzının ne tür sonuçlara yol açacağını kestirmek zor olacaktır. Buna karşılık bol likiditenin her zaman enflasyon riski oluşturması nedeniyle likiditeye dair gelişmelerin yakından takip edilmesi gerekiyor. FED’in uygulayacağı yeni parasal genişleme programı, Dolar’ın değerinde düşüşe neden olabileceği için altın fiyatlarına destek oluşturacaktır. Siyasi belirsizlikler de altın fiyatlarını destekleyici bir unsur. Geçtiğimiz sene ons altın 1,900 Dolar seviyesine ralli ederken Atlantik’in iki yakasındaki gelişmelerin etkisini gözlemledik: Bir tarafta Yunanistan’ın Euro Bölgesi’nden ayrılma senaryoları, diğer tarafta bütçe konusundaki politik manevralar nedeniyle ABD’nin kredi notunun tarihte ilk kez düşürülmesi. Sermaye piyasalarına yönelik risklerin arttığı koşullarda yatırımcıların birikimlerini koruyabilmek amacıyla altın talep ettiklerini gözlemliyoruz. Önümüzdeki süreçte Avrupa’ya ilişkin risklerin fiyatlara yansımış olduğunu düşünsek de, ABD seçimleri etrafında ortaya çıkabilecek belirsizlikler ve yeniden gündeme gelmesi söz konusu borç tavanı tartışmaları altın fiyatlarını destekleyici unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Saydığımız parametrelerin ardından kriz öncesi ile kriz sonrasını ayırt eden temel parametreye değinmemiz gerekiyor: ABD Doları. Dolar, kriz öncesinde düşük seviyelerde fiyatlanırken kriz sonrasında dalgalı bir seyir izlediğini ancak Euro Bölgesi’ne karşı güvenin zedelenmesi ile güçlendiğini görüyoruz. Güçlenen diğer para birimleri arasında İsviçre Frangı ve Japon Yeni olduğunu da biliyoruz. Japon Yeni BOJ’in yeni likidite operasyonları ile bir miktar değer kaybetse de, ABD Doları yatırımcıların varlıklarını Dolar cinsi enstrümanlara ve özellikle ABD Hazine Tahvilleri’ne yatırması ile ciddi şekilde değer kazanıyor. Dün DXY (“Dolar Endeksi”) 84 ile son 2 senenin en yüksek seviyesine çıktı. Altının diğer bir özelliği de yukarıda saydığımız nedenlerden ötürü “anti-currency” / “anti-kur” olarak kabul edilmesi. Dolar’ın değer kazandığı şartlarda Altın değerinden yitiriyor. Bu nedenle güncel koşullarda Dolar, diğer parametreleri bastıran bir etmen olarak karşımıza çıkıyor ve enflasyon yeniden yükselmedikçe, yatırımcıların tercihlerini Altın yerine Dolar için yapmalarını olası buluyoruz. Likiditenin artırılması, ekonomik toparlanmanın hızlanarak enflasyon oluşturması durumlarında, FED faiz artırmadığı sürece Dolar’ın değer kaybetmesini ve Altın’da yukarı yönlü hareketler görmeyi bekleyebiliriz. Altın Fiyatı Tahminimiz: Makro bazda ons altın fiyatlarını incelemekte kullandığımız tüm parametreler ile altın fiyatı tahminimizi yapmak istiyoruz. Şu an piyasalarda net bir gerçek var o da belirsizlik. Trend’lerden konuşamıyoruz, trading piyasalarından konuşabiliyoruz. Ons altın fiyatlarının da 2012 ikinci yarısı ve 2013 yılında bir trend oluşturmayacağı ve bant içinde trade etmeye devam edeceğini öngörüyoruz. Çoğu yatırımcının Lehman sonrası inandığı tezin karşıtı şudur: “Altın güvenli liman değildir. Tek güvenli liman vardır. O da Dolar’dır.” Biz de bu teze katılıyoruz. Bu belirsizlik ortamı içinde bildiğimiz tek gerçek var. FED 2014 sonuna kadar “sıfır faiz politikası” uygulayacağını taahhüt etti. 1997 senesinden beri gördüğümüz en yüksek işsizlik oranı ve kronik büyüme problemi Avrupa Merkez Bankası’nın genişleyici para politikalarının devam etmesi anlamına gelebilir. Hem ABD, hem Avrupa tarafında bu politikalar ons altın fiyatını $1,800 – $1,850 aralığına yükselme tezini destekler. Avrupa kıtasındaki Yunanistan – İspanya – İtalya bazlı gelişmeler DXY’a (Dolar Endeksi) talebi artırdıkça ons altın fiyatlarında geri çekilme olacaktır ve oluyor. $1,560 – $1,630 dar bant içinde oynayan ons altın fiyatı Avrupa krizinin derinleşmesi, 2011’de çıkan “Fransa bankaları O/N likidite problemleri yaşıyor” tipi haberlerle endişe faktörünün artması gerçek güvenli liman olan DXY’a para girişinin devam etmesi anlamına gelir. Bu durumda ons altın fiyatı $1,250 seviyesine çekilebilir. Altının trend piyasası değil trading piyasası içinde olduğunu, 2012 – 2013 döneminde $1,250 – $1,850 bandı içinde kalacağını düşünüyoruz." ****** HALKYATIRIMDAN